Fene Daır Herşey

Biz hayatın akışına dalmışken fene dair bilmediğimiz birçok şey olup bitiyor. Bazen çok yakınımızda bazen ise uzak ama fen hayatın içinde. Özellikle canlılar o kadar farklı özelliklere sahipler ki insanı şaşırtıyorlar. Dünya'da her zaman geleneksel bildiğimiz ama aslında nedenleri çok farklı olaylar var. İşte bu blog sayfasıyla en azından canlılarla ve asıl olarak fenle alakalı birçok bilinmeyen yönü öğrenmek mümkün.

8 Haziran 2012 Cuma




Gördüğünüz canlı başlığın arka planında olan yürüyen balıktır.

Meksika bölgesinde yetişen bu balık türünün nesli tükeniyor. Her an yok olma tehlikesi altındaki bu pembe balığın dört ayağı olduğu için yürüyen balık adıyla anılıyor. Meksikalı yürüyen balık ya da Meksikalı su canavarı ismiyle de bilinen Axolotl semender , suların kirlenmesi ve doğal ortamın imha edilmesi yüzünden nesli tükenmekle karşı karşıya. Yerli olmayan Asyalı sazan balığı ve Afrikalı tilapia balığının Axolotl yavrularını yemesi büyük sorun oluşturuyor.

5 Haziran 2012 Salı

2 Haziran 2012 Cumartesi



PRATİK BİLGİLER



  • İçinde yumurta kaynattığınız su mineral bakımından oldukça zengin olduğu için soğuduktan sonra bitkilerinizi sulayabilirsiniz.
  • Mum Lekesi üzerine gazete kağıdı koyarak ütülerseniz lekeden sorunsuzca kurtulabilirsiniz.
  • Tıkanan lavabolarınızı kaynar sodalı su ile açabilirsiniz. Tıkalı yere döküp bir müddet bekleyin.
  • Donmuş camlarınızı tuza batırılmış nemli bezle silerseniz buzu rahat çözersiniz.
  • Kumaşlardaki tükenmez kalem lekelerini ispirtoyla silerek veya kumaşın o kısmını ispirtoya yatırarak çıkarabilirsiniz.
  • Bir bezi gliserine batırarak camları bu bezle silerseniz, gliserin camların terlemesine ve suyun süzülerek yerleri kirletmesine engel olur
  • Eğer yıkanmayacak kumaşınız ruj lekesi olduysa alkolle silerek kolayca çıkarabilirsiniz
  • Ütünün sararttığı çamaşırın sararan kısmını nemlendirin. Üstüne mısır nişastası serpin. Sonra, bir bez aracılığıyla, nemli kısmı ütü ile kurutun. Leke yok olur.
  • Deri kaplı mobilyalar portakal ve ya limon kabuğuyla ovulursa yeni görünüşlü olur.
  • Yıkanabilir kumaşlarda kahve lekesini çıkarmanın en kolay yolu saf gliserin ile ovmaktır. Yarım saat bekledikten sonra her zamanki gibi yıkayın.
  • Kaplardaki kireci temizlemek için kabın içine yumurta kabuklarını bırakıp kaynatın.Veya bir miktar sirke döküp kaynatın. Kireç'in yok olduğunu göreceksiniz.
  • Kadife kaplı koltukların kadifeleri sirkeli suyla silinirse parlar.

 

 Soğan soyarken neden gözlerimiz yaşarır?

Kesilen soğanın dokusu alinaz enzimi salgılar. Bu enzim sülfoksitleri sülfenik aside çevirir. Bu asitler kendiliğinden yeniden şekillenir ve gözyaşlarının oluşmasını sağlayan sin-propanetiyal-S-oksit meydana gelir. Bu, yaklaşık otuz saniye sürer ve kimyasal etkisini beş dakika içinde kaybeder.

Gözün ön tabakasında yer alan kornea, dışarıdan gelecek fiziksel ve kimyasal etkilere karşı gözü korur. Bu amaçla kornea üzerinde yüksek duyarlılıkta sinirler bulunur. Korneada ayrıca, gözyaşı bezlerini harekete geçirecek algılayıcılar da vardır. Serbest sinir uçları sin-propanetiyal-S-oksiti algıladıklarında, sinir sistemi harekete geçer ve gözyaşı bezinden salgılanan sıvı ile zararlı madde korneadan temizlenir. Soğanın bu etkisini ortadan kaldırmak için, soymadan önce soğanı ısıtabilir ve enzim aktivitesini bozarak gözlerimizin yaşarmasını engelleyebiliriz.

Mısır patlayınca niçin rengi beyaz oluyor?


Mısırın patlaması, içeriğindeki suyun ısı nedeniyle yaptığı basıncın bir sonucu. Öz halindeki mısır taneciği ısıtıldığında, içeriğindeki su da buhar haline dönüşüp basınç yaratıyor ve bu basınç taneciğin kabuğunu zorlamaya başladığında da mısırı patlatıyor. Bu gerçekleştiğinde dışarı çıkan kabarık beyazlık ise tane içeriğindeki nişastadır.

 

İLGİNÇ BİTKİLER


Kendilerine özgü değişik hareketleriyle insanı şaşırtıyorlar...

BUNLARİ BİLİYOR MUSUNUZ?

  • 2.500 metre derinlik ve 300C’ sıcaklıkta yaşayabilen bakterilerin olduğunu,

  • Bağırsaklarımızda 400’den fazla bakterinin olduğunu ve bu bakterilerin Bağırsaklarımızdaki sayılarının hücre sayılarımızdan daha fazla olduğunu,

  • Denizatlarında annenin yumurtayı babaya verdiğini ve babanın da o yumurtayı 6-8 hafta kesesinde taşıdıktan sonra,kesesinde yavru bir denizatı doğurduğunu,

  • Günde bir metre boy atan sarmaşıkların olduğunu,

  • İnsana yemek için saldıran tek hayvanın ayı olduğunu,,

  • Pirhanaların üç ısırışta insan elini bileğinden koparabileceğini,

  • Edison’un ampule konulacak maddeyi bulabilmek için 3.000 deneme yaptığını, yapılan bir deney sonucunda sigara içindeki katran maddesinin bir farenin sırtına sürüldükten sonra, farenin sırtındaki o bölgede kanser oluştuğunu,

  • Bugüne kadar kaydedilen en büyük dalganın,1971 yılında Japonya’nın Ishigaki Adasındaki 85 metre yüksekliğe ulaşan dalga olduğunu,

  • Açık bir gecede 1000’den fazla yıldızı görebilmenin mümkün olduğunu,

  • Sadece dişi sivrisineklerin ısırdığını,

  • Köpeklerin ter bezlerinin ayaklarının altında olduğunu,

  • Salatalığın %96’sının su olduğunu.

1 Haziran 2012 Cuma

ÇİLEĞİN OLGUNLAŞMASI


DÜNYA'NIN SESİ


KARA DELİK

Bilim adamlarına göre kara delikler bir yıldızın yakıtını bitirmesi sonucu kendi içine çökmesiyle oluşurlar. Bu çökme işlemi sonucunda bir toplu iğne başı büyüklüğünde bir alana milyonlarca dünyanın kütlesinin sıkıştırıldığı bir yapı oluşur.Çekim sahasına giren her şeyi (ışık dahil) yutan, çok büyük çekim gücüne sahip Uzay Bölgesidir. Kara Deliklerin mevcudiyeti, teorik ve matematiksel olarak ispatlanmıştır.Ancak bir Kara Delik doğrudan gözlenemez, fotoğrafı çekilemez, çünkü fotoğraf çekilmesi esnasında ortaya çıkan ışık, Kara Deliğin çekim gücünü aşıp ufuk hattından dışarıya çıkamaz, fotoğraf için gerekli olan bu ışık geri dönemediği için fotoğraf oluşumu engellenir.Bu nedenle Kara Delik’lerin var olduğuna dair direkt kanıt bulunamaz, Kara Delik’ lerin varlıkları yakınlarında bulunan izlenebilir materyal (Yıldızlar, gazlar, tozlar, ışık) üzerindeki, değişim ve etkiler ( tedrici azalmalar ve yok olmalar) gözlenerek tespit edilir.Bu kütlenin ağırlığı öylesine muazzam bir boyuttadır ki, bildiğimiz evrenin ve zamanın çok büyük bir şekilde bükülmesine neden olur. Bu bükülme çok güçlü bir çekim alanı oluşturur ve etkisine giren her şeyi kendisine çeker kütlesel olarak kendisinden çok büyük nesneleri bile uzaysal bir Anakonda misali yutuverir.
Yıldız patlamış çevresindeki bütün sistemi içine alarak yoketmiştir hikaye bununla sınırlı değil tabiki oluşan yüksek enerji görüntüsel güzelliğinin yanında yıldızımıza extra güçler vermeye devam etmektedir. Patlama yıldızımıza genleşme ve görüntüsel büyüklüğün yanın sıra bilinmeyen bir yerçekim gücüde katar, öyle bir enerjisel güçtür ki, ışık bile yansıyamayacak kadar güçsüzleşir, mıktanıs etkisi gibi görünen bu çekim kuvveti aslında yokolan yıldızımızın merkezine iğde deliği büyüklüğünde bir yokoluş – kayboluş veya boyutsal bir yolculuk kapısı oluşturur.
Görüntüsel büyüklüğüne oranla muhteşem bir çekim ve mıknatıs etkisine sahip olan bu minik kapı belkide kendisiyle beraber açığa çıkardığı enerji patlamasıyla uzay-duvar kapısında minik bir delik açmış olabileceği gerçeğidir, Gidenin geri gelme zahmetine katlanmadığı bu olasılıklar kapısı için garip bir açıklama olsada ihtimaller dahilinde tabiki.

Bitkilerin Bilinmeyen Dünyası!

Bitkiler üzerinde yapılan parapsikolojik deneylerden söz edilince akla gelen ilk isim Cleve Bacster'dir. Bacster aynı zamanda poliyograf denilen yalan makinesinin de oluşturucusudur. Ünlü uzman bir gün bitkilerdeki öz suyun, köklerden yapraklara gelinceye kadar geçirdiği evreleri incelemek, zamanı belirlemek istedi.

Yalan makinesinin elektrotlarını bitkiye bağlayarak, çizdiği grafiği incelemeye başladı. Bitkinin verdiği ölçüler bir hayli ilginçti. Sanki konuşuyor gibiydi. İşte bu his, Bacster'i değişik deneyler yapmaya zorladı. Amacı bitkinin biraz olsun canını yakmaktı. Ancak bitkinin çizdiği grafiklerde bir değişiklik olmadı. Ne var ki bitkiyi yakmayı düşündüğü an, grafikte farklı eğriler belirmeye başladı. Bitki, Bacster 'in düşüncelerini okur gibiydi. Bilim adamı bitkiyi yakar gibi yapınca, grafik hemen normale döndü. Bitki yakılma düşüncesiyle, yakar gibi yapmayı birbirinden ayırıyordu.

İşte Cleve Bacster' in yaptığı bu deneyden sonra, bitkilerin o güne kadar bilinmeyen ilginç bir özellikleri ortaya çıktı. Bitkilerin de kendilerine has bir duygu dünyaları vardı. Bacster bu incelemeleri geliştirdi. Bitkiler insanların akıllarından geçenleri anlayabiliyorsa, mutlaka kendi aralarında da bir ilişki vardı. Odaya dört değişik tür çiçek koyarak, hepsini ayrı ,ayrı elektrotlara bağladı. Çiçeklerden birini yakmaya kalktığı zaman hemen hepsinin tepkisi aynı oldu. Bacster, daha sonra deneylerine Faraday Kafesi'nde devam etti. Sonuçların hiç değişmediğini gördü. Bitkiler yalnız kendilerine değil, öldürülmesi düşünülen hayvanlara bile acıyor, şiddetli tepkiler gösteriyorlardı.